4 Kasım 2016 Cuma

Bilinmeyen İran

Evet İran'a sonunda gidebildim. Hem de 3 senedir ''Acaba tek başıma gidebilir miyim, kadın başıma gitsem başıma bir şey gelir mi, korkuyorum galiba'' iç sesleri ile bu sene zincirlerimi kırdım ve çok görmek istediğim İran'a bir kız arkadaşımla gittim.

Kurban Bayramının 1 hafta tatil olacak olması nedeniyle biz de kendi izinlerimizden bir hafta katarak İran'ı şöylece bir güzel gezelim dedik. Rehber kitaplar, okunacak bir sürü siyasi, dini, kültürel, fotoğraf içerikli kitap alarak planımızı oluşturduk ve 12 gün boyunca zamanımızın yettiği kadarıyla İran'ı gezdik. Genel olarak İran'da ne yaptık, ne ettik, nelerle karşılaştık, ne gibi ön yargılarımız vardı ve neleri kırdık onlardan bahsetmek istiyorum bu yazıda.


Neden İran?

Bu soru bana oldukça soruldu arkadaşlarım, çevrem, tanıdıklarım tarafından. Neden klasik bir Avrupa rotası değil de İran! Çünkü beni çeken bir kültüre sahip. Yıllardır izlediğim sineması ile, dinlediğim müzikleri ile beni kendine çeken bu medeniyet, çok yakın tarihte geçirdiği devrimle de kendini iyice merak ettiriyor bir yandan da beni ürkütüyordu. Takip ettiğim sayısız İranlı fotoğafçılar nedeni ile de o sokakları iyice merak ediyor, kafamdaki fotoğrafları çekmek, ordaki hayatı görmek için can atıyordum. İşte gitme nedenim bu.

İran'a ilk adım

İran bizden 90 gün kadar kalış için vize istemiyor. Pasaportunuzla İran'a rahatça gidebilirsiniz. Tek bildiğim şey daha önce pasaportunda İsrail damgası olanlara epey sorun çıkardıkları.

İran'a Ulaşım:

İran'a kara ve havayolu ile ulaşım TR'den mümkün. En çok tercih edileni ağırlıklı olarak doğu illerinden özellikle Van'dan Tebriz'e otobüslerle gitmek. Bu bizim yolumuzu uzatacağı ve zamanımızın az olması nedeniyle tercih etmeyeceğimiz bir yöntemdi. O yüzden baştan itibaren havayolu ile gitmeyi düşünüyorduk.

İstanbul'dan Pegasus'un, THY'nin direk uçuşları var fakat benim normlarıma göre oldukça yüksek fiyatlardaydı. Ben de skyscanner sitesinden fiyat alarmı kurup gitmek istediğim tarihlerdeki bilet fiyatlarını izlemeye başladım. Sonunda Nisan ayında Azerbaycan'a ait AZAL havayollarının kampanyası ile minimum 700-800 TL olan Tahran bilet fiyatlarını 300 TL olarak gördüm ve tereddütsüz aldım. Benim aldığım bilet Bakü aktarmalıydı ve giderken 1 günde dönerken ise gece yola çıkacağım için 6-7 saat sürecek bir yolculuktu. Bilet fiyatı ucuz olunca 320 TL'ye aldım.

İst Atatürk->Bakü>Tahran şeklinde olan rotada Bakü'de transit yolcu olsanız dahil 10 USD 90 günlük olan vizeye tabisiniz ve bu hemen havalimanı kapısında bir form doldurularak alınıyor.

Ve sabah başlayan yolculuğum gece 24.30'da Tahran'da sona erdi. Sorgusuz, sualsiz gümrük polisinden de geçtim ve artık hayalimdeki ülkedeydim.


İran'da Ulaşım

Şehirlerarası yolculukta en çok tercih edilen yöntem otobüs. Gece yolculuğu yapacaksanız özellikle uzun mesafede tercih edilen VIP otobüsler var. Hafif yatak olacak kıvamda. Mesafeler sizin gözünüzü korkutuyorsa uçakta kullanabilirsiniz. İran'ın bir çok şehrinde havalimanı var. İran'da otobüsle seyahat edecekseniz mutlaka bir gün önceden kaldığınız otelden veya acentalardan otobüs firmalarına rezervasyon yaptırın. Gittiğinizde bilet bulamayabilirsiniz ve planlarınız alt üst olmasın.

Bazı şehirler arası yolculuklarda tren tercih ediliyor. Biz bir kere denemek istedik ama zamanı uyduramadık.

İran'da benzin oldukça ucuz bildiğiniz üzere petrol ülkesi. Bizim ülkemizde 200 küsür TL'lere dolan depo orada 30-40 TL'ye doluyor. O yüzden taksiler esasında oldukça ucuz. Hele gaz kullanıyorsa taksi sudan ucuz. Deposu 10 TL'ye doluyor. Mutlaka taksicilerle binmeden önce pazarlık edin. Kendi halkını 100.000 Riyal'e götürdüğü yer için size 400.000 Riyal diyebilir. O yüzden her zaman ne fiyat söylüyorsa epey düşüğünü söyleyin, kabul edeceklerdir. Biz şehirler içinde çok fazla taksi kullandık açıkçası. Belediye otobüsleri hep farsça olduğu için ve halkta ingilizce bilmediği için sıkntı çekmeyelim diye bir kaç bölge haricinde hep taksi kullandık.

İran'da çok fazla otomobil mevcut. İran'a özgü epey otomobil markası da var. Otomobil ucuz, benzin de ucuz olunca herkeste araba var. Arabaların çoğu eski ve çevreye zarar veren araçlar. O yüzden çevre kirliliği oldukça fazla İran'da.

Tahran'da metro var. Her tarafa  tek biletle gidebiliyorsunuz. Biz epey metro kullandık Tahran'da. İlk iki ve son iki vagon kadınlara ait. Diğer vagonlar karışık ama o kadar kalabalık ki nefes almak bile zor olduğu için kadınsanız,  kadınlara ait vagonları kullanmanızı tavsiye ederim.

Otobüslerde de durum farklı değil. Tahran'da herkes önden binip, öne kadınlar arkaya erkekler oturuyor. Ufak şehirlerde ise sadece kadınlar için otobüsler olduğu gibi, önden erkeklerin, arkadan kadınların bindiği otobüslerde gördüm. Orta kapı itibari ile otobüsler ikiye ayrılmıştı.


İran'da Kadın gezgin olmak;


Bu konunun üzerine saatlerce konuşabilirim. Gitmeden önce çok kaygılarım vardı. Oraya gidince hepsinin yersiz olduğunu anladım.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki korkulacak hiç bir şey yokmuş! Senin benim gibi ülkede oldukça fazla turist var. Zaten her yer kadınlarla dolu. En fazla sizi, yabancı olduğunuz için dikkatle inceliyorlar o kadar. Erkekler de bazen tanışma amaçlı gelip  sohbet etmek istiyor, fotoğraf çekmek istiyor.Yani taciz boyutunda herhangi bir şey olmuyor. Siz istemediğinizi söylerseniz de mahçup olup geri çekiliyorlar.

İran'a ayak basmadan önce örtünmeniz gerektiği uyarısı uçakta başlıyor. Herkes kafasına bir şal/başörtü, üzerine de uzun bir şey giyiyor. Genel olarak turistler biraz daha rahat bu konuda. Hatlarınızı örten bir tunik veya uzun bir hırka yeterli esasında. Ahlak polisleri geziniyor sokaklarda ama hiçte uyarı alan görmedim.



İran'da gezmeye başladığınızda aslında kafanızdaki önyargıların yersiz olduğunu görecekseniz. Çok renkli giyinen kadınlar var. Tabi bir yandan çarşaflı olan kadınlar da bir hayli fazla. Kadınlar Tahran'da daha modern. Saçlarının neredeyse yarısı açık şekilde başörtüsü takıyorlar ve havalı şekilde rengarenk giyiniyorlar. Saçların ön tarafları genelde yapılı oluyor. İran kadınları kozmetiğe, estetiğe oldukça düşkün. Neredeyse burnu, kaşı veya dudakları yapılı olmayan kadın yok. Özellikle Tahran'da bol estetikli ve makyajlı hatunları göreceksiniz. Markete bile 20 kg makyaj yaparak gidiyorlar.






Tahran'dan diğer bölgelere doğru gittikçe muhafazakarlık oranı da artıyor. Kadınları daha çok siyah çarşaflar içinde görebiliyorsunuz. Bazı dini şehirlerde (mesela Qom gibi) hemen hemen herkes çarşaflar içinde.

Kadınlar rahatlıkla gece bile dışarı çıkabiliyorlar. Kadın kadına gecenin bilmem kaçında bile gezen, kadın başına taksiye binebiliyorlar.

Kadınlar araba kullanıyor aktif şekilde. Yani bir Suudi Arabistan değil. İsfahan'da kadın taksici bile gördüm.

Kadınların çalışma oranı da oldukça yüksek. Gittiğiniz bir çok mekanda kadın çalışan görebilirsiniz. Zaten ülkede oldukça fazla üniversite var ve gençler genel olarak kültürlü.

Bir kadın olarak İran'ı gezmek oldukça rahat ve keyifliydi. Turist olduğumuz belli olduğu için bazen çok fazla ilgiye maruz kaldığımız yadsınamaz ama açıkçası bir kez bile tedirgin olduğumuz bir durum söz konusu olmadı. Dediğim gibi turistlerle gelip tanışıp, fotoğraf çektirmek isteyen oluyor sadece. Türkiye'den oldukça güvenli olduğunu söyleyebilirim.



İran'da para birimi

Gelelim en karışık mevzuya.

İran'da resmi olan para birimi Riyal. Yani bol sıfırlı. Ama halk arasında bir sıfır atılan versiyonu Toman yani Tümen kullanılıyor. Kullanılan para aynı sadece siz bir şeyin fiyatını sorduğunuzda satıcı toman olarak cevaplıyor ama verdiğiniz para Riyal oluyor şöyle ki bir su alacaksanız fiyatı 1.000 toman diyor satıcı. Elinizdeki paraya baktığınızda 10.000 Riyal veriyorsunuz. Biz bu duruma iki günde anca alıştık :D


Burdan USD ile gitmeniz mantıklı. Büyük şehirlerde kuyumcularda veya çarşı içinde olan dövizcilerde bozdurabilirsiniz. Bazen çarşılarda karaborsacılar da olmuyor değil.

Önemli bir not vereyim. Hiç bir şekilde kredi kartı veya ATM kartı İranda geçerli değil. Çünkü ambargo var ve dünya bankaları ile anlaşmalı değiller. O yüzden bu durumu göz önünde bulundurarak ne kadar harcayabileceğinizi kestirip yanınıza nakit döviz alarak gidin. Orada hiç bir şekilde kartlarınız geçerli değil. Kendi halkı ise banka kartı kullanıyor, kredi kartının bile geçen ay hizmete yavaş yavaş gireceği duyuruldu.

Rota Önerisi

İran'da hiç bir şey için acele etmenize gerek yok. Çok önceden ince planlar yapmaya da gerek yok. Gitmeden önce kabaca bir plan oluşturursanız gittiğinizde hep bir sonraki gününüzü planlayarak rotanızı oluşturabilirsiniz. İran büyük bir ülke. Yollar çok iyi durumda olmadığı için mesafeleri de göz önünde bulundurarak planlarınızı yol durumuna göre yapın mutlaka.

Genel olarak tercih edilen rota Tahran-Qom-Kashan-İsfahan-Yezd-Şiraz rotası.

Bizim rotamız ise şu şekilde idi;



Konaklama

İran'da oldukça fazla otel, hostel, konuk evi mevcut. Her ihtiyaca göre konaklama şekli var. Henüz hizmet sektörü çok gelişmemiş o yüzden büyük beklentiler içine girmeyin. Yalnızca otellerin veya hostellerin İran ekonomisine göre oldukça pahalı olduğunu söyleyebilirim. Hostellerde kalabalık odalarda kalma fiyatı 10-15 USD/EUR arası değişiyor. Özel odada kalmak isterseniz fiyat 25-30 USD'lere çıkıyor minimum. Orta karar bir yerde kalacaksanız 50-60 USD civarında gecelik fiyatlar. Daha lüks bir şeyler arıyorsanız 100 USD'den fiyatlar başlıyor.


Couchsurfing diye bir sistem var Dünya çapında kullanılan. Başka yazılarımda bahsetmiştim. Ücretsiz olarak insanların evinde konaklayabildiğiniz ve kültür alış verişi yapabildiğiniz bir platform. İran kapalı bir ülke olduğu için bir şekilde bu sistem keşfedilmiş ve halk tarafından aktif şekilde couchsurfing kullanılıyor. Ben referansları iyi olan kişilerle yazıştım ve 5 gece couchsurften bulduğum insanların evinde kaldım. Tahran en geniş kitleye sahip şehir. Diğer şehirlerde daha az kullanılıyor.


Tahran'da kaldığım CS üyesi tanıştıklarımız ve evinde kaldıklarımız arasında en iyisi ve en iyi anlaştığımız kişi oldu. İran halkının misafirperverliğini  gitmeden önce çok duymuştum ve ziyadesiyle bize bunu gösterdikleri için Amir ve Emin'e çok teşekkür ediyorum. Güzel bir dostluk başlangıcı oldu aramızda. İran'dan döneli iki ay olmasına rağmen arada mesajlaşıyoruz ve  birbirimizi merak ediyoruz:)

İran Halkı

İran halkı inanılmaz misafirperver ve hatta bazen abartıyorlar. Sokakta yürürken gelip sizinle konuşuyorlar, fotoğraf çekerken gülümsüyorlar ve hatta poz veriyorlar. Birden yanınıza gelip sizinle konuşmak isteyip, fotoğraf bile çektirebiliyorlar. Hatta sadece fotoğraf çektirmek isteyen bile oluyor. ''Neden?'' diye sorduğumda instagrama koyup arkadaşlarıma göstereceğim diyen bile vardı :) Açıkçası ''hayır'' dediğim tek kişi oldu çünkü resmen bizi takip etti ve rahatsız oldum. Fotoğrafımın da onda olmasını istemedim. Onun dışında diğer fotoğraf  isteklerine her zaman evet dedik ve çok keyifli anlar yaşadık :)

Sokakta yardımcı olmaya çalışan da çok oluyor. Adres sorarken, çarşıda pazarda gezerken gelip hal hatır soran, bir şeyler ikram eden insan da çok :)

Turistik bir şey söz konusu olduğunda aman dikkat! Olabildiğince pazarlık yapın, fiyatı düşürmeye çalışın. Gerçekten kazıklamak için can atıyorlar.

İran'da Yeme&İçme

Sıkıntı çekmeyeceğiniz yegane şey! Bol bol küçükbaş hayvan tüketiliyor. Kebap ve pirinç pilavı olmazsa olmazları. Epey pilav çeşidi mevcut. Kuzu eti oldukça yaygın şekilde yemeklerde kullanılıyor. Safran ise yemeklerin baş tacı. Safranı her şeyin içinde görebilirsiniz. Bize yakın bir yemek kültürü olduğu için her şeyi deneyebilirsiniz.

Abgusht, Ash-e doogh çorbaları en meşhurları. Fesenjan diye tatlı soslu bir tavukları var. Bunları bir çok restoranda bulabilirsiniz. Tabi şehirden şehre de farkeden yemek kültürü mevcut tıpkı bizdeki gibi.


Esnaf lokantası tadında olan mekanlarda yemek yemek ucuz. Ama turistik restoranlara gittiğinizde fiyatlar 3 veya 4 katına çıkıyor.


İran'da porsiyonlar çok büyük olduğu için tavsiyem 2 veya 3 kişiyseniz farklı yemeklerden birer porsiyon söyleyip, arkadaşlarınızla bölüşebilirsiniz. Biz ilk yemek yediğimizde porsyionları görünce şok olduk. Sonra nereye gitsek bir yemek söyleyip hep bölüştük. Hem daha hesaplı oluyor hem de yemekler ziyan olmuyor.


Ziyan demişken İran'da bir de şöyle bir kültür var. Yemeğiniz fazla geldi, bitremediğiniz hemen paket yapabiliyorsunuz. Köpük kaplar var her restoranda ve insanlar kaplara kalan yemeklerini koyup, eve götürüyorlar. Lüks restoranlarda bile böyle. Yemeği tabakta bırakmak veya çöpe dökmek israf olarak kabul ediliyor.

İçecek konusuna gelirsek yoğun olarak çay ve ayran tüketiliyor. Ülkede içki satılması ve tüketilmesi yasak ama el altından herkes içkiyi çok kolay şekilde bulabiliyor. Restoran veya marketlerde alkolsüz bira veya meyveli malt içecekler bulabiliyorsunuz. İçki için tabi ki lokal insanlarla iletişime geçmek gerekiyor.

İran'da Fotoğraf çekmek

Gitmeden önce bu konu kafama takılan hadiselerden biriydi. Biraz fazla araştıran biri olarak bu konudan muzdarip birileri olmuş mu onu araştırdım. Bir kaç fotoğrafçının makalesini bulup, okumuştum. İlk bir kaç gün zorlandıklarını yazmışlardı. Bu arada konu sokak fotoğrafı. Turistik yerlerin fotoğrafları değil :) O konuda problem yok. Bir kaç saray dışında çoğu turistik yerde fotoğraf yasağı yok.







Konu sokak fotoğrafına gelince gitmeden önce bir kaç arkadaşımız tarafından da uyarılmadık değil. ''Dikkatli olun, her yerin fotoğrafını çekmeyin. Bilmeden askeri veya siyasi önemi olan bir binayı çekerseniz, başınıza iş alırsınız.'' gibi uyarılar kafamızda, makinalar elimizde gördüğümüz veya ilgimizi çeken nesnelerin fotoğraflarını çekmeye başladık. Açıkçası hiç bir sorunla da karşılaşmadık. Bazen kadınlar azcık rahatsız olup kafalarını önlerine eğdiler, bazı kadınlar ise tam tersi kameraya gülümsediler. Erkekler genelde selam verdi, el salladı :) Bazen sokaklarda bir noktada durup, gölge fotoğrafı yakalamaya çalışırken halkın ''bunlar napıyor ya'' şeklinde önce bize sonra kompozisyon oluşturmaya çalıştığımız boş duvarlara bakması oldukça komik anlardı :)




Velhasıl fotoğraf çekerken hiç zorlanmadık, kötü veya sevimsiz bir durumla da karşılaşmadık.

Kaç para harcadım?

Her şey dahil 13 günde 1.600 TL harcama yaptım. Doya doya da gezdim, yedim, yapmak istediğim bir çok şeyi yaptım.


Son olarak İran'da pers kültürü hakim. Araplarla kıyaslamayın, çok içerliyorlar bu duruma :)

Fujifilm Türkiye çalışanlarına bana bu gezimde sağladıkları fotoğraf ekipmanları için ayrıca çok teşekkür ederim. Sayelerinde gezilerimde farklı ekipmanları deneyerek fotoğraf çekme keyfine daha fazla varıyorum.

Kullanılan ekipman:

Fujifilm X-T10
35 mm, f 1:4 lens
10-14 mm, f 4 lens

İran hemen yanıbaşımızda, keşfedilmeyi sonuna kadar hak eden bir kültür ve coğrafya. Ön yargılarınızı bırakıp, bir bilet alın lütfen :)




3 Ağustos 2016 Çarşamba

Norveç Gezisi Tüyoları ve Maliyetleri

Evet efendim bu sene  Norveç'e ikinci defa ayak basma şansına layık oldum. Bu şansı ben yarattım tabi ama evren bu sefer benim yanımdaydı :)

Bu ülkeye aşığım. O kadar yer gezdim. Gerçekten kendimi ait hissettiğim başka bir ülke olmadı. Kış mevsiminde de gittim, yaz mevsiminde de. Evet belki uzun süreli kalmak ya da orada yaşamak bir süre sonra sıkıcı veya depresif olabilir. Özellikle kış aylarında ama bunu yaşamadan bilemeyiz. Şunu söyleyebilirim kısa süreli de olsa gezmek için ideal bir ülke. Her anlamda!

Ben planımı geçen seneden yapmıştım zaten. Geçen sene gidemeyeceğince bu sene mutlaka gitmeliyim dedim. 1 haftalık Ramazan bayramı tatilini de hesaplayarak biraz fazla kaldım. Aslında amacım 15 gün kalmaktı. Gel gör önceden aldığım shengen vizem erken biteceği için geziyi 9 günle sınırlı tutmak zorunda kaldım. Neler yaptım, nereleri gezdim, ne kadar harcadım, nasıl bir maceraya doğru gittim, gelin size anlatayım.

Daha önceden yaptığım araştırmalarla Norveç nasıl ucuza getiriliri yazmıştım; Norveç Planı

Harita'da benim gezdiğim yerler  yıldızlı olanlar:



Plan&Program

Norveç haritada ufak gibi görünüyor olabilir ama araştırmaya başlayınca görülecek çok fazla yer olduğunu ve çoğu şehrin de birbirinden farklı özellikleri olduğunu öğrenmeye başlayınca hesaplayacağınız günler yeterli gelmemeye başlıyor. O yüzden kesinlikle aç gözlülük yapmayarak güzel bir rota oluşturup, planınızı esnek tutun. Sindire sindire, anın keyini çıkartarak gezmenizi öneririm. Çünkü coğrafya açısından da zor bir yere gidiyorsunuz. Yollar dağlar, Norveç denizi ve fjord oluşumları nedeni ile sürekli kesildiği için, hava şartlarını da göz önüne alırsak an be an planladığınız rotaya uyamayabilirsiniz, aksilikler çıkabilir, hava şartları etkileyebilir. ''Şu gün şurada olmalıyım kesinlikle'' dememelisiniz. O yüzden tavsiyem kaba bir planınız olsun ama kesinlikle uğramak istediğiniz, görmek istediğiniz yer/yerler için biraz esneklik payı olsun zamanınızda.

Öncelikle Norveç'te Kuzeye mi, Güneye mi yoksa orta kısımları mı gezmeliyime karar vermelisiniz. Bunun için https://www.visitnorway.com sitesi gerçekten çok faydalı. Gitmek istediğiniz bölgelere dair bir çok tüyo, bilgi mevcut. Zaman/maliyet hesapları için harita ile bol bol vakit geçirmenizi öneririm. Araba kiralayıp, yol planlaması yapacaksanız da aşağıdaki linke göz atmanızı tavsiye ederim. Norveç'te birbirinden farklı bir sürü turist rotası mevcut. Yollarda da turist rotasına ilişkin tabelalar var, sistem süper!

https://www.visitnorway.com/plan-your-trip/travel-tips-a-z/national-tourist-routes/

Benim rotam orta kısımlar ve çok az da olsa güney bölgesini kapsıyordu. Önce biletimi Oslo'ya aldım. Sonrasında görmek istediğin bir kaç şehir dışında, yapmak istediğim aktivitelere karar verdim. Önce tektim bu gezide. Ona göre bir rota çizecektim. Sonrasında arkadaşım dahil olduğu için rotayı biraz değiştirdik ve araba kiralamanın daha uygun olacağına karar verdik.

Rotam ise şöyle idi:

Oslo-Bergen-Voss-Gudvangen-Flam-Odda-Trolltunga-Hardengerfjord bölgesi-Norheimsund-Haugesund- Skudeneshavn-Bergen-Oslo

Norveç'te araba kiralama
Kişi başı maliyet: 910 TL

Eğer Norveç'e birden fazla kişi ile gidiyorsanız, kesinlikle araba kiralayın, başka alternatiflere hiç bakmayın diyeceğim.

Öncelikle araba kiralayarak gitmek istediğiniz her yere hem kolay hem de daha uygun şekilde ulaşmış olacaksınız.

Norveç'te araba kiralama bir tık daha pahalı avrupa ülkelerine göre. Ama planlamanızı önceden yapar ve arada kampanyaları takip ederseniz mutlaka bütçenize uygun bir şey uydurursunuz. Farklı araç kiralama sitelerinden dönem dönem gitmek istediğiniz tarihleri araştırabilirsiniz.

*Araç Kiralama: Ben 5 günlük araç kiralamayı 1.100 TL'ye hallettim. Otomatik ve kurşunsuz benzin seçeneği ile hybrid bir araç kiraladım. Benzin&manuel seçenekleri tabi ki daha uygun. 2 kişi olduğumuz içni maliyeti yarıya böldük ve böylece 5 gün boyunca tüm gezeceğim yerlere 550 TL vermiş oldum.

Size bir örnek vereyim araç kiralamanın neden faydalı olduğuna dair.

Biz Trolltunga tırmanışını yapmak istiyorduk. Buraya ulaşım Bergen yönünden oluyor genelde. Eğer aracınız yoksa önerilen rota Oslo'dan Bergen trenine binerek, Voss'ta inmek. Bunun bedeli 100 TL civarında. Voss'ta ise Odda yönüne giden otobüslere biniyorsunuz. Bunun bedeli ise yaklaşık olarak 340 TL civarında. Sadece trolltunga gidişi için 440 TL harcamış oldunuz bile. Bir de bunun dönüşü ve 3-4 gün de farklı şehirlere geçişi var. Ben ise 5 günlük ulaşım için 550 TL vermişim bakın.

Araç kiralayabileceğiniz siteler:

http://www.rentalcars.com/
http://www.carhire-norway.com/

Norveç'te yerel olarak kullanılan başka bir sistem daha var. O da aşağıdaki siteye kayıtlı olan Norveçlilerin araçlarını kiralayabilme seçeneği. Burdaki fiyatlar genel araç kiralama fiyatlarından bir hayli ucuz. Ama site Norveççe ve çok önceden ayarlamanız lazım. Çünkü belli şehirlerde az kullanıcı var bu sitede.

https://www.facebook.com/nabobil

*Araç sigorta: Kiralarken de yaptırabilirsiniz, TR'de çalıştığınız herhangi bir acenta ile de veya gittiğinizde aracı teslim alırken de kiralayabilirsiniz. Ben her şey dahil sigorta yaptırdım. 100 TL tuttu 5 gün için.

*Benzin: Benzin fiyatları bizimle aynı. 730 km  yaptık toplam ve sadece 200 TL'lik bir benzin harcamış olduk. Hybrid olukça düşük yakıt harcıyor.


*Otopark: Turistik rotalarda genelde otopark paralı. Saatine göre 6-20 TL arası değişiyor. Otomatlardan bir bilet alıp aracınızın ön camına iliştiriyorsunuz. Okuduğum yorumlarda arada görevliler gelip, araba camlarını kontrol ediyormuş. O bileti göremediği araçlara ceza kesiyormuş. Açıkçası kurallar ülkesi olduğu için biz de bu kurala uyalım dedik ve otopark parası alınan yerlerde gidip paşa paşa bilet aldık. Onun dışında süpermarket önü, doğal alanlarda öyle bir durum yok zaten. İsteyen, istediği yere park ediyor. Paralı yerlerde de gece ücret alınmıyor. Ben 2 defa otopark ücreti verdim. biri tüm gün olduğu için pahalıydı. Toplam 80 TL.

*Otoyol ücretleri: Norveç'te çok fazla tünel, köprü, feribot geçişi ve paralı yol mevcut. Coğrafya nedeni ile mecburi kullanmanız gereken paralı yollar var yani başka alternatifleri yok. Bu yolları google maps veya maps.me'den görebilirsiniz. Araba kiralarken bu maliyeti de göz önünde bulundurun.



 Bizim 5 günlük otoyol masrafımız 210 TL tuttu. Burada 2 defa köprüden ve bir kaç tane uzun tünelden geçtik. Araç kiralarken otomatik olarak kart araca tanımlı. Kredi kartınızı sisteme kaydediyorlar ve yollardan geçtikçe  o masraflar kartınızdan çekiliyor. Bazıları 5-10 gün sonra kartınıza yansıyor. Hiç bir yerde gişe vs. yok her şey otomatik.

*Feribot geçişleri: 2 defa feribot kullandık. 130 TL verdik toplam. Bazı feribotlarda araç+araçta kaç kişi varsa o kadar bilet tahsil ediliyor.



Norveç'te yollar: Norveç'te yollar nasıl derseniz genel olarak asfalt, güzel. Ama oldukça dar, kıvrımlı. Şehir içinde 40-50 km hız sınırı, şehir dışında ise 70 km. Boş yollarda gazlayayım demeyin, bir çok yerde fotoğraf çeken kameralar var ve şak diye cezayı kesiyorlar plakaya aşırı hız yaparsanız. Yollarda kurallara uygun gitmekte fayda var. Norveç'te herkes birbirine saygılı. Kimse kimsenin önüne geçmeye, sollamaya çalışmıyor. Sollamak boş yollarda mümkün. Bu arada belirteyim hemen hemen her yol gidiş ve geliş olmak üzere tek şerit. Yani aynı yönde hiç çift şerit yol görmedim. O yüzden dikkatli kullanın. Sollamak istediğinizde karşı yönden araba gelmediğine emin olun.

Yollar dağlar, fjordlar tarafından kesildiği için yolların çoğu virajlı ve zaman zaman tek şerite düşüyor özellikle dönüşlerde. Karşıdan gelen araç sizi bekliyor, ya da siz onu bekliyorsunuz. Karavanlarla karşı karşıya gelirseniz dikkat. Mutlaka öncelik verin, ya da onlar size veriyor. Sonra selamlamayı eksik etmeyin. Dediğim gibi herkes biribine saygılı.

Norveç'te araba kullanmak çok güzel bir his. Trafik yok, hız yok, saçma sapan araç kullananlar yok. Muhteşem manzaralar eşliğinde tin tin gidiyorsunuz. Kötü yanı tek şerit gidiş ve dönüş olduğu için aracınızı şöyle durdurup şu manzaranın tadını çıkarayım, iki fotoğraf çekeyim  diyemiyorsunuz. Öyle aracı hooop diye durdurabileceğiniz cepler maalesef yok.

Konaklama
Kişi başı maliyet: 270 TL

Bergen'de bizi misafir eden Amerikalı ev sahibimiz :) Çoook ilginç bir karekterdi :)


Araba kiraladıktan sonra açıkçası konaklamayı pek düşünmedim. Daha önceden araç ile gezen ve aracında veya kamping alanlarında kalan arkadaşım çok olmuştu. O yüzden bir kaç konaklama yeri ayarlayıp kalan günlerde orada bakarız ya da en kötü arabada kalırız demiştik. Bir gün zaten zorunlu olarak arabada kalacaktık. O yüzden gidip uyku tulumu aldık arkadaşımla. Zaten bundan sonra hayatımda biraz daha kamp hayatına önem vereceğim için almam gerekiyordu.


Bir gece yine arabada yatarken :)

Norveç'te konaklama oldukça pahalı. Ortak yaşam olayı çok fazla gelişmediği için konaklamalar ağırlıklı olarak ya Otel ya da ev kiralama üzerine. Yani biraz daha ''özel'' yaşam alanına saygı var. Hostel kültürü, Oslo'da çok yaygın. Kalabalık odalarda 80-90 TL'ye yatak bulabiliyorsunuz. Bergen'de bir tane karışık odada kalabileceğiniz hostel var. Onun dışında hostel kültürü çok gelişmiş değil ülkede.


Uygun konaklama için kamping alanlarındaki kabinleri önereceğim. Yine bu yerlere rotanızı oluşturduktan sonra haritayı inceleyerek ulaşabilirsiniz. Maps.me sağolsun her şeyi bize gösterdiği için ne kaybolduk, ne benzinsiz kaldık, ne otelsiz, ne de yolsuz. Her şeyi gösteriyor. En ucuz bulabileceğiniz odalar 170-200 TL'den başlıyor gecelik olarak. Biz 2 defa konuk evinde kaldık, bir gece couchsurf'ten tanıştığımız Amerika'lı bir kadının evinde kaldık. 2 gecemiz trende geçti ve 3 gece de arabada konakladık. Konaklamaya sadece kişi başı 270 TL verdik. Eğer her gece bir yerde kalsaydık minimum 800-900 TL konaklamaya gidecekti maalesef. Eğer araba kiraladıysanız bence tüm kamp malzemelerinizi götürün. 2 veya 3 günde bir konaklama tesisinde konaklayıp, kalanı çadırda ve doğada geçirdiğinizde maliyetlerinizi bir hayli indirmiş olacaksınız. Norveç'te karavan kültürü çok yaygın olduğu için çok sık şekilde kamping alanları mevcut. Burada kendi çadırınızı cüzi bir miktar karşılığında kurabilir ve duş&wc imkanlarında da yararlanabilirsiniz. Olmadı özel mülk haricinde doğal alanlar zaten insanların. İstediğiniz yere (özel mülk bahçeleri hariç) çadır kurabilirsiniz. İnsanların yaşam alanlarına saygı göstermeniz gerekiyor. En kötü ev sahiplerinden izin alarakta çadırınızı bahçelere kurabilirsiniz.

Yeme&İçme
Kişi başı maliyet: 400 TL (TR'den yapılan alışveriş dahil)


Kanayan diğer yara Norveç'te yeme&içme çok pahalı, aşırı pahalı. Kış mevsiminde gittiğimde bunu tecrübe ettiğim için arkadaşımla konuşup 1 bavul sadece hazır yemek götürmeye karar verdik. Araba da kiralayacağımız için 1 hafta boyunca o bavulu taşımak zorunda kalmayacaktık O yüzden aklımıza ne geldiyse yükledik bavula. Buradan 17 kg ağırlığında içinde sadece yiyecek dolu bir bavul götürdük. Havayolu şirketinde bagaja verdiğimiz için bir sorun da yaşamadık.

Ne götürdük derseniz;

Kahvaltı: 3 kalıp peynir, 1 hafta yetecek kadar zeytin, acuka, kaşar peyniri, bal, 2 büyük boy ekmek.

Öğün: Bol ve envai çeşit konserve, makarna, hazır çorba, noodle.

Ara öğün: Bol kuruyemiş, maraş sucuğu, enerji bar, sallama çay&kahve, grisini, bisküvi vs.


Su: Kesinlikle suya para vermeyin. En ucuz ufak bir su 6-7 TL'den başlıyor. Suluk veya termos getirin ve bulduğunuz herhangi bir çeşmeden (umumi tuvalet dahil) doldurun. Bu kadar güzel su içtiğimi hatırlamıyorum hiç bir yerde.

Dışarda sadece 2 defa yemek yedik ve bir çok yerde dinlenme amaçlı kahve tükettik.

Kahve: Genelde 20-30 kron (6-10 TL) arası değişiyor. Bu fiyat benzincilerde olan kahve

makinalarında geçerli. Bir yere oturup tüketmek istediğinizde 60-80 kronlara (15-25 TL) arasına çıkıyor.

Mcdonalds: Menüler 25-40 TL arası.

Bira: Mekanda oturup içtiğinizde 25 TL'den başlıyor. Markette ise 10 TL civarında bir kutu bira.

Deniz ürünleri meşhur Norveç'te. Benim aram olmadığı için hiç gidip bir balık türü yemedim. Getirdiklerimle gayet doydum hatta o kadar fazla almışız ki bazılarını geri götürdüm :)

Norveç'teki en ucuz süper market Kiwi ve Rema 1000. Süpermaket sorunu hiç çekmezsiniz oldukça sık var. Fiyatlar ise Tr'ye göre her üründe 4-5 katı en az :(


Şehir içi ulaşım
Kişi başı maliyet: 485 TL

Araba kiralamadığımız 2 gün vardı bizim. Araba kiralamaya çok sonradan karar verdiğimiz için hem şehir içi ulaşım hem de Oslo'dan Bergen'e gece treni ücreti ödedik. Norveç'te şehir içi ulaşım da pahalı. Tek yön bilet yaklaşık 10 TL. Oslo-Bergen arası çok güzel manzaralar olmasına rağmen uyguna getirmek için gece trenini tercih ettik. 2-3 ay önceden ucuz bilet alabiliyorsunuz. Minimum 120 TL'den başlıyor tek yön tren bileti bu hatta.

Tramvaylarda kontrol oluyormuş ama  hiç denk gelmedik bir kaç defa bilet almamıza rağmen :S Otobüslerde de kimisi bilet okutuyor kimisi okutmuyor. Anlamadım vallahi ama dürüst gezgin olarak biletlerimizi genelde hep aldık :D


Şehir içi ulaşım: Bir defa Oslo'da, bir defa da Bergen'de kullandık tramvay ve otobüs. 45 TL ödemişim:/


Havaalanı-Merkez ulaşım: Oslo'da şehir merkezine ulaşmak için normal tren kullanıyorsunuz ve en ucuzu bu. Gidiş ve dönüş için toplam 60 TL ödedim. Bir de biz arabayı Bergen havalimanından kiraladık. Aracı teslim almak ve teslim ettikten sonra şehir merkezine dönmek için de yine 75 TL civarı para ödedik. Vallahi şehir içi ulaşımlar inanılmaz pahalı gördüğünüz üzere.

Oslo&Bergen ve Bergen&Oslo tren biletleri: Bu da en düşük ücreti ödediğimiz halde toplam 300 TL'ye mal oldu.

*Not: Baştan karar vermiş olsaydık arabayı Oslo'dan kiralardık. açıkçası daha rahat olurdu ve bir kaç yer daha gezmiş olurduk. O yüzden size tavsiyem Oslo'dan araç kiralayarak rotanızı oluşturmanız.

Müze: Oslo'da ve de Karmoy bölgesinde 2 müzeye girdik sadece. Müze girişleri de biraz pahalı. birinde 50 NOK diğerinde de 150 NOK verdik. 50 NOK'luk yer aslında 100 NOK'tu ve biz müzenin kapanmasına yarım saat kala girdiğimiz için çocuk bize indirim yaptı :)



Velhasıl 1 haftalık gezi maliyetine baktığımızda bu gezi bana aşağıdaki şekilde mal oldu:

Toplam:3.180 TL


Uçak bileti:740 TL (aylar öncesinden almamıza rağmen dönüş bileti bir türlü ucuzlamadı en son almak zorunda kaldık)
Araç kiralama:1200 TL (kişi başı maliyet 600 TL)
Benzin: 200 TL (kişi başı maliyet 100 TL)
Otoyol Masrafları: 340 TL (Kişi başı maliyet 170 TL)
Otopark: 80 TL (kişi başı maliyet 40 TL)
İç ulaşım:485 TL (Bu kişi başı maliyettir)
Yeme&İçme: 260 TL (Tr'den yaptığımız alışveriş dahil kişi başı harcamadır)
Konaklama: 270 TL (Kişi başı harcamadır)
Müze: 65 TL (Kişi başı harcamadır.)
Diğer: 100 TL (Ivır, zıvır, tuvalet, locker vb.)
Hediyelik: 350 TL( Magnet, kupa, çakı ve çok kral bir mont aldım kendime indirimden)


Son olarak minik tüyolarımı özetleyeyim:

*Tek kişi iseniz planınız 4 ve daha fazla günü kapsıyorsa en güzeli ülke içinde 1 hafta veya 10 gün geçerli olan interrail yani tren bileti almanız.

*2 veya daha fazla kişiyseniz araba kiralayın.

*Bir yere gitmek için hiç bir şekilde acele etmeyin. Yollar o kadar güzel ki, hiç bitmesin istiyorsunuz.

*Planınızı mutlaka yapın, haritalar üzerinde çalışın. Alternatif rotalar oluşturun.

*Tren&uçak&otobüs bileti alacaksanız son ana bırakmayın mutlaka önceden kampanyalı biletleri edinmeye çalışın.

*Norveç'te şehirlerden çok kırsallar, köyler güzel. Araba kiraladıysanız, bilmediğiniz yollara girin :)

*Konaklama opsiyonlarında mutlaka kampingleri değerlendirin.

*Doğa'yı sevin ve koruyun.

*Pahalı ülke ama gündelik yaşantınızdaki harcamalardan biraz kısın ve birikim yapın. Seneye bir bakmışsınız Norveç'tesiniz.

Ve son olarak gerçekten İnsan olmanın  keyfine varın ;)

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Trolltunga Tırmanışı

Vallahi ne zamandı hatırlamıyorum ama internette bir yerde Norveç'in güzelliklerine yer verilmişti. Tavsiye edilen yerlere baktığımda bir fotoğraf beni benden almıştı. ''Ne imiş burası, neredeymiş, nasıl gidilirmiş?'' derken TROLLTUNGA adında bir kayaya ait olduğunu öğrenmiş, akabinde ''bir gün buraya gideceğim.'' demiştim.

Kaç yıldır Norveç'e gittmek istiyorum, inanın ben de sayamadım. Şeytanın bacağını bu kış kırmıştım hatırlarsanız, Kuzey Işıkları tecrübesi ile. Pegasus Havayolları, Oslo'ya oldukça uygun fiyatlara uçmaya başlayınca ''Artık beni durduramazsınız!'' dedim ve geçen sene içimde patlayan rotayı ''muhakkak bu yaz yapmalıyım!'' diyerek Oslo'ya uçak biletimi 125 TL'ye almıştım bile. (Heyecan yapmayın arkadaşlar bu tek yön bilet fiyatı. Dönüş baya pahalıya patladı :D )

Şimdi 9 gün boyunca Norveç'in bir kısmını gezdim. Tabi ki YETMEDİ! Ben var yine defalarca gelecek Norveç'e, hatta yerleşecek :)


Sadede geleyim bu geziyi gerçekleştirmemdeki ana unsur TROLLTUNGA kayası idi. Öncesine ve sonrasına ''Norveç'e gidince bakarız.'' dedim. Ama Trolltunga çıkışı önemliydi. Çok zordu, kendinle mücadele etmen gerekiyordu, kendini hem psikolojik hem de fiziksel olarak hazırlaman gerekiyordu. Aylardır ufak çaplı diyetler, sporlar, yemelere&içmelere dikkat ediyordum zaten. Ne kadar az yük o kadar kolay geçecek bir yürüyüş demekti benim için. Hava durumu önemliydi, zamanı iyi kullanmak önemliydi. Tecrübeli, daha önce bu deneyimi yaşamış arkadaşların notlarını tekrar tekrar okumak önemliydi. Daha gitmeden bir kaç hafta öncesinden instagrama #trolltunga etiketi ile koyulan tüm fotoğraflara, Norveç'i gezen insanlara ulaşmak, yürüyüş yolu hakkında güncel bilgilere ulaşmak önemliydi.

Trolltunga nedir?


Trolltunga, Norveç'in Hordaland bölgesinde Odda'ya bağlı olan bir tırmanış rotası, o uzayan kayanın adı. 10.000 yıl önce buzul zamanında oluştuğu düşünülüyor. Denizden yüksekliği 700 metre bu kayanın. Norveç'in efsanesi olan Troll adını verdikleri yaratıklar var. Efsanelerine göre insana benzeyen, kocaman kulakları ve burunları olan bu yarataklar dağlarda yaşarlarmış. Norveç'in simgelerinden olan bu kayaya da Trolltunga yani Troll'un dili adı verilmiş.

Ben bu geziyi planladığımda tek başımaydım, sonrasında çok sevdiğim bir arkadaşım dahil oldu. Ama plan ve program bana ait oldu. Epey araştırdım, ettim. Topladım, çıkardım, çarptım. En mantıklı olayın araba kiralama olduğuna karar verdim. Hem rahat edecektik, hem rezil olmayacaktık hem de zamanı çok iyi kullanacaktık. Şimdi size tüyoları vermeye başlayayım.

Öncelikle Norveç'i iki ve daha fazla kişi olarak gezmeyi düşünüyorsanız kesinlikle araba kiralamanızı önereceğim. İstediğinizi arabaya doldurur, kamp yapmayı seven de biriyseniz istediğiniz yerde durur, kampınızı yaparsınız. Hem zamanı hem de bütçenizi böylelikle korumuş olursunuz.

Tek başına gezecekseniz ve rota da Trolltunga varsa o zaman Trolltunga'ya ulaşacağınız  Tyssedal şehrine bir gün önceden gelmenizi tavsiye edeceğim. Çünkü bu zorlu yürüyüşe sabahın erken saatlerinde başlamak en mantıklısı. Öbür türlü var olan otobüs saatleri ile yürüyüşe anca öğlen başlarsınız ve yukarıda kamp yapmayacaksanız sizin için dönüş sıkıntıya girebilir.

Nasıl gelinir?

1-Araç ile geliyorsanız, genelde Bergen yönünden buraya geliniyor. Kısmen otoban, kısmen köy yollarından, dap daracık ama muhteşem manzaraya sahip nice yollardan Tyssedal'a kadar gelmeniz gerekiyor. Bu da yaklaşık 3 saat sürüyor. Tyssedal'a geldiğinizde yolda Trolltunga tableasını göreceksiniz. Sola dönüp, sonrasında 15-20 dk kadar araçla yine dar ve virajlı bir yolu tırmanmanız gerekiyor. Bu yolda dikkatli araç kullanın. Yol tek şerit, yukardan da araba geldiği için yavaş ve dikkatli kullanmakta fayda var. Yürüyüş bölgesine başlayacağınız yerde ufak hediyelik eşya satan bir kafe, otopark alanı, tuvalet mevcut. Tüm gün park parası 200 NOK( Yaklaşık 70 TL). Bir gece önceden gelip arabalarda kalan, ya da kamp yapan insan çok var. Biz de o gece Tyssedal'e çok geç geldiğimiz için ve hiç otel filan bakmadığımız için uyku tulumlarımızı açarak aşağıda arabada uyuduk. O yorgunlukla bir güzel uyumuşuz. Sabah saat 07.00'da kalkıp, yukarıya otopark alanına geçtik. Sonrasında hazırlık, kahvaltı, yanımıza alınacakları ayıklama derken saati 09.30 yaptık. Aslında amacımız 07.00'da yürüyüşe başlamaktı ama nasılsa hava 24.00 civarı kararıyor, zaman bizim dedik ve biraz geç başladık yürüyüşe. Yaz aylarında buraya geliyorsanız yürüyüşe saat 10.00'a kadar başlayabilirsiniz. Ama Eylül civarı geliyorsanız muhakkak sabahın erken saatlerinde başlayın.

2-Kendi başınıza geliyorsanız takip edilen rota Bergen treni ile Voss, sonrasında istasyon civarından kalkan Odda otobüsüne binmek. Bu otobüsle yukarıda bahsettiğim Tyssedal durağına gelebiliyorsunuz. Bu yolculuk yaklaşık 7 saat sürüyor. Bakın kendi arabanızla gittiğinizde 3 saat demiştim. Olay toplu taşımaya geçtiğinde maalesef süreler ve mesafeler uzuyor. Tyssedal'e geldiniz ama yol bitmiyor. Araçla 20 dk yukarıya tırmandığınız rotayı çıkmanız lazım ve burada yapılacak tek şey otostop çekmek.Yürümeyin yoksa asıl yürüyüşe oldukça yorgun başlarsınız. Çıkan araba çok, mutlaka sizi birileri alacaktır. Bu arada yukarıya çıkarken  arada bir otopark daha var. Oradan da meğersem yürüyüş noktasına ücretli otobüsler kalkıyormuş. Bu bilgiyi de dönüş yolunda Norveçli bir çifti arabaya aldığımızda öğrendik :) Bu yöntemin ücreti ise yaklaşık 400 TL ( Tren bileti: 200 Nok, otobüs bileti 990 Nok güncel 2016 fiyatlarıdır)

Nasıl bir rota bu?


İşte geldik asıl meseleye. O kadar video izlememe, çıkanların deneyimlerini okumama rağmen düşündüğümden de oldukça zor bir rota olduğunu çok net söyleyebilirim. Rotaya ulaşmadan önce aklımda deli sorular, çekinceler vardı. Maps.me sağolsun beş günlük araba yolculuğunda bizi her yere sorunsuzca ulaştırdı. Sayesinde şıp diye gitmek istediğimiz her yeri bulduk.


Evet şimdi yürüyüşe başlangıç noktasına geldik. Kahvaltıyı yaptık, yanımıza lazım olabilecekleri aldık. Önerilen yürüyüşe başlangıç noktasına doğru yürüyerek hadi bismillah diyerek yürüyüşe başladık. Bol ahşap merdivenli bir yer var. Oradan yürünmüyor zaten, nostaljik kalan bir giriş olmuş orası. Sola doğru zaten sizi tabelalar yönlendiriyor. Bir de o kadar çok çıkan var ki kalabalığı takip etseniz de olur.

Şimdi aşağıdaki grafiği iliştireyim öncellikle, yürüyüşün zorluğunu kestirebilirsiniz.


Rota boyunca kayalarda bulunan kırmızı renkli ''T'' işaretlerini takip etmeniz gerekiyor. Zaten bir çok insan da yürüdüğü için yönünüzü kaybetmeniz pek olası değil. Ayrıca her km başında aşağıdaki gibi bilgilendirici tabelalar mevcut.



Bu rota gidiş 11, dönüş 11 olmak üzere toplam 22 km. Yürüyüş süresi hava koşullarına ve çıkan insanın kondüsyonuna göre değişiyor. Genelde dört-beş saat civarında sürdüğü yazılıyor çıkışın. Ama dediğim gibi bu kişiden kişiye değişen bir süre.


İlk iki kilometre kırkbeş  derecelik dik bir yokuştan oluşuyor. Ağırlıklı taşlardan oluşan dik merdivenlerden çıkıyorsunuz, yer yer iplerle de bu dik yokuşu tırmanıyorsunuz. O iki kilometrelik yolu biz bir buçuk saatte yol aldık bol bol dinlenerek. Ayaklarım daha birinci kilometrenin içinde iken ağlamaya başlamıştı. Sırtımdan terler boşalıyordu, nefes nefese kalmıştım bile. Ama kendime güveniyordum, inanmıştım ve bunun için o kadar planlar yapıp, kilometrelerce yol gelmiştim. ''Yapacaksın bunu!'' dedim. ''Dört-beş saatte çıkamazsam altı saatte çıkarım.'' dedim. '' Zaman var nasılsa!'' dedim aralarda kendimi gazlayarak.

Evet efenim ikinci kilometreden sonra bir kilometre kadar düz bir alan geliyor. Lay lay lom şeklinde yürüyebiliyorsunuz. Böyle uçsuz, bucaksız bir arazi ile karşılaşıyorsunuz. Beş, altı tane kabin evler var. Herhalde kiralanıyor mu yoksa orman efendileri mi kalıyor, ne oluyor anlamadım.



Kabin evleri geçince önünüzde bir dağ beliriyor. Baya ''işte şimdi bana tırmanacaksın'' diyor. Haşmetli, korkutucu, yorucu. Yaparız diyorum. Ama beş dakikada bir mola veriyorum arkadaşımla. Nefes nefeseyim, kalbim ağzımda atıyor resmen. Hani kendimi yere mere atmak istiyorum o derece. Arada kafamda dönüyor ''napıyorum ben ya, niye eziyet ediyorum kendime'' Sonra ''saçmalama''  diyorum. ''Kendi sınırlarını keşfediyorsun, zihnini boşalt ve hedefe odaklan.'' diyorum. Yürümeye daha doğrusu TIRMANMAYA  devam ediyorum :) Arada arkadaşımla ''beni şurada bir çeksene'' moduna girerek kafamızı da dağıtmaya çalışıyoruz.


Yol boyunca güzel manzaralar bizi karşılıyor. Çıkacağımız günü özellikle seçiyoruz çünkü havanın açık ve yağmursuz olması lazım minimum seviyede sorun yaşamak için. Ama yolda iken arada yağmur da yağıyor, fırtına da çıkıyor. Birden buz gibi rüzgar da esiyor, on dakika sonra bakmışsınız güneş yakmaya bile başlıyor.Dağ havası bu belli olmuyor işte.


Bu dağı aştıktan sonra bol bol çıkışlar sizi bekliyor. Bazı yerler tehlikeli, kayalıklar yağan yağmurla birlikte balçığa bulandığı için kaygan olabiliyor. O yüzden dikkatli olmakta her zaman fayda var.


Biz çıktığımızda dağdaki karların çoğu yürüyüş yolunda eriyip, gitmişti bile. O yüzden karlı yol korkusu bir anda geçip, gitti. Akan sular üzerinden bazen gidiyorsunuz ama ayağınızı ıslatacak düzeyde sular değil.


Yol üzerinde bir çok şelale ve akan su göreceksiniz. Suluğunuzu bu akan sulardan doldurabilirsiniz. Hiç öyle litrelerce su taşımanıza gerek yok.

Arada inişleri ama çoğunlukla çıkışları yaptıktan sonra bizim hedefe ulaşmamız tam tamına altıbuçuk saat sürdü! Okuduğum yazılarda ağırlıklı olarak dört-beş saat olduğu belirtiliyordu. Ama kesinlikle kondüsyonunuz sağlamsa, zorlu doğa yürüyüş tecrübeleriniz varsa (sürekli yapıyorsanız) zorlanmayacaksınız. Ama kesinlikle düz yol yürüme ile eş değer değil, onu belirteyim.


Nihayetinde hayalimdeki o kayaya, o mükemmel manzaraya, yani hedefime ulaştım. Hem de kendimle mücadele ederek, sınırlarımı zorlayarak, belki çoğu insana anlamsız gelecek bir zahmete girerek. Ama ben bunu, yani kendimi zorlamayı seviyorum. Belki de kendimce ''imkansızı becerdim'' duygusunu tatmak beni tatmin ediyor, bilmiyorum tam olarak. O anda da zaten ne hissettiğimi tam olarak bilmiyordum. Zaten çıkarken kendi kendime ''Trolltunga kayasını görünce hiç bir şey yapmadan bir yarım saat oturacağım.'' dedim. Çünkü çıktığımızda saat 15.30'du ve ben ölmüştüm :D


Yemek yedik, isanların poz vermesini izledik o mükemmel manzara karşısında. Şanslıydık hava güzeldi, açıktı. Son 1 saatinde yağmur atıştırmıştı ama dağ havası bu anı anına uymadığı için hemen güneş açmıştı bile.


Çıktığımız saat biraz geç olduğu için çok kalabalık değildi. Toplasanız 10 kişi anca vardı. Tabi yeni insanlar da geliyordu bir yandan. Çünkü burası turistik açıdan oldukça popüler bir yürüyüş rotası. Yolda epey insanla karşılaşıp, selamlaşıyorsunuz. Çünkü herkesin amacı aynı, duyguları benzer. Yolda insanlar birbirine laf atıyor, hadi az kaldı bak dayan diyor :) Ayrıca koca çantaları ile kamp yapmaya çıkan insanlar da o kadar fazla ki, hayret ve takdir ettim.



Neyse efenim Hardanger Fjord'un bir parçası olan Sorfjord manzarasını izleyerek biz de arkadaşımla önce tek tek sonra birlikte o meşhur Troll'un dilinin üzerine çıkıyoruz. Uzaktan korkunç görünüyor gibi ama üzerine çıktığınızda hiç de öyle değil. Benim öyle yükseklik korkum filan da yoktur zaten. Gayet kayanın üzerine çıkıp, uca kadar gidip oturdum. Kaya çok geniş ve oldukça kalın. Korkulacak bir tarafı yok. Tabi dikkatli olmanızda fayda var. Dikkatsizlik anına denk gelip kayadan düşen turist durumları geçtiğimiz dönemlerde oldukça yaşanmış.




O güzelim manzaraya veda edip acı gerçeği yani DÖNÜŞ YOLU gerçeğini kabul etmek istemiyoruz ama saat olmuş 17.30 artık dönmemiz gerekiyor. ''Ya sanırım 5 saatte filan ineriz'' diyorum arkadaşıma. Yine  derin nefes alarak iniş yoluna geçiyoruz. İniş yolunda iken epey çıkan insanlarla karşılaşıyoruz. Çoğu o saatte kamp yapmaya çıkıyor zaten. Dönüş yolunda beni hayrete düşüren iki şey oldu arkadaşlar.




Birincisi, bir çift. Adamın sırtında bebeklerin taşındığı sırt çantalarından var erkek çocuğu maksimum iki yaşında. Kadının da elinden tuttuğu yaklaşık  dört yaşlarında güzel mi güzel bir kızı var.

BU YOLA  İKİ ÇOCUĞU İLE ÇIKMIŞLAR! Gözlerime inanamadım. İşte kültür farkı yahu.

İkincisi ise iki baba ve yanlarında yine dört-beş yaşlarında olan çocukları ile kampa çıkıyorlardı. Gözlerim yaşardı, gülümsedik, selamlaştık. Hayran hayran baktım ve yollarımızı ayırdık. ''İnsan bazen hayret ediyor.'' diye çok güzel bir cümle var. İşte o anda onu hissettim. Bizimkiler de aman çocuğa bir şey olur diye düşünerek evden çocuğu çıkarmasın, ya da ''hava soğuk AVM'de buluşalım çocuk hasta olmasın'' demeye devam etsin :S

Onun dışında köpeği ile bu yürüyüşe çıkan çok vardı. Millet enteresan :) Köpekler de sanırım yorulmuyorlar anlamadım vallahi.

Yukarıya ulaştığımızda da çok fazla çocuklu ve bebekli çift gördüm bu arada. Bravo hepsine :)


Evet arkadaşlar dönüş yolu tam bir eziyetti. Çünkü iniş düşündüğüm gibi değil daha da zordu. Kısmen aynı rotadan dönüyorsunuz, bazı yerlerde dönüş rotası farklı ama inerken ''yahu biz buraları nasıl çıktık ki?'' dedim. Ayak parmakları inişte epey ezildiği ve baskı altına girdiği için bir süre sonra acı dolu saatler sizin için başlamış oluyor. İnerken çok az çıkış var. Ağırlıklı olarak hep inme modundasınız. O ilk başta çıktığınız kırkbeş derece diklikte iki kilometrelik yol var ya. İşte o kısım en tehlikelisi, en dikkat edilmesi gereken yer. Çünkü üç-dört saattir acı içinde olan parmaklarınız artık iflas ediyor ve vücutta saatlerdir var olan yorgunluk da eklenince iniş tehlikeye girebiliyor. O  taşları tek tek inmeniz gerekiyor. Mazallah bir takıldığınızda kafa, gözü yarabilirsiniz. Dikkatli ve temkinli olmakta fayda var.

Velhasıl altı saatte inerek bu rotayı on iki buçuk saatte tamamladık ama ben de artık ölmüştüm. Ruhumu o başlangıç noktası başında bulunan piknik masasında teslim edebilirdim. Saat olmuş 23.30, hava kararmaya yakın. Ama bizim için gün daha bitmemiş çünkü daha rezervasyon yaptırdığımız otele gitmemiz gerekiyordu.

Yarım saat dinlendikten sonra Norveçli bir çift aşağıdaki park alanında bulunan arabalarına kendilerini bırakıp, bırakamayacağımız sordu. ''Elbette!'' dedim ve 15 dakikalık bir muhabbetle biraz yorgunluğu hafifletmiş oldum. Çok ilginç zorla bize 100 NOK bıraktılar yaptığımız iyilik için. Halbuki biz karşılık beklemeden nasılsa o yoldan geçeceğimiz için onları bırakabileceğimizi söylemiştik. Israrlarımıza rağmen parayı almadılar, garip şekilde ilginç insanlar :)

Evet asıl macera bundan sonra. Gün bir türlü bitmedi!

Otelin yerini Tyssedal'a gelirken görmüştüm. Aklımda kalmıştı tabela. Maps.me'ye konum girdim ve otuz dakikalık bir mesafe göstergesinden sonra ''artık ulaşsak da gitsem yatsam'' diye düşünürken otelin konumunu bulana kadar saat 00.30 olmuştu bile. Acı gerçekle o anda yüzleştik. Otel 23.00'da tamamen kapanıyordu. İletişime geçebileceğiniz hiç kimse otelde bulunmuyor yani. Bu da Norveç'in ayrı bir özelliği. Henüz hizmet sektörü gelişmediği için büyük oteller dışında pansiyon vs. gibi ufak şehirlerde ufak yerler ayarladıysanız hepsi belli bir saate kadar hizmet veriyor.

E ne oldu kaldık kapıda, rezervasyonumuz yandı, tek özlemim bir yataktı, o da o gece olmadı. Arabaya tekrar binip hemen en yakın park alanına gittik. Arabayı çektik ve uyku tulumlarına sarılarak ağlaya ağlaya uyumaya çalıştık.

Ertesi gün hiç bir şey yapmak istemiyordum. Çünkü hem yorgunluktan ölüyorduk hem de temizlenmemiz lazımdı. Her yerimiz ter, çamur, pislik içinde kalmıştı. Tekrar aynı otele gidip oda ayarladık. Güzel güzel duşumuzu aldık, kahvaltımızı yaptık ve tüm gün ayakları uzattık. Bir daha akşama doğru dışarı çıktık. Yüzümüzde güzel bir tebessüm, vucudumuzda tatlı bir yorgunluk, bacaklarımızda bir önceki günün hatırası, yüzümüzde soğuk yanığı.

Sonra dönüp birbirimize dedik ki ''İyi ki yapmışız be!''

Trolltunga öncesi ve sonrası konaklama ihtiyacınız varsa önerebileceğim iki yer var.

1-Trolltunga Guesthouse: Burası tırmanış noktasına çok yakın. Araba ile çıkacağınız 20 dakikalık yokuşun hemen başlangıcında. Önceden rezervasyon yapmakta yarar var çünkü her daim dolu bir yer ve burası geç saatlere kadar açık. Odaların geceliği 200 TL'den başlıyor.

2-Hardanger B&B: Trolltunga'ya yaklaşık 40 dakika uzaklıkta bir konaklama yeri. Biz burayı tercih ettik. Norveç normlarına göre oldukça uygun fiyatı var. Ayrıca konumu, manzarası çok güzel. Güvenli ve temiz bir konaklama tesisi. Banyo&Mutfak ortak, odalar 2-3-4 kişilik olarak değişiyor. Odaların geceliği 200 TL'den başlıyor.


Ne zaman tavsiye edilir?

Haziran-Eylül arası tavsiye edilen tarih aralığı. Sonrasında hava erken kararmaya başladığı ve de soğuk havalar birden dağa indiği için tehlikeye girebildiği için önerilmiyor. Ama ekimde o rotayı yapan insanlar da mevcut. Hava muhalefeti nedeni ile Temmuz ayında yapamayan insanlar da var. Yani aslında tamami ile şans ve doğanın sizden yana olması gerekiyor :)


Ne götürülmeli?

Asla kocaman sırt çantaları ile çıkmayın. Kendinize iyice işkence etmiş olursunuz. Yanınızda bulundurmanız gereken şeyler enerji veren yiyecekler, sizi idare edecek sandviç, konserve ve ekmek, suluk, yedek çorap, t-shirt yeterli. Çok kalın giyinmenize de gerek yok. Bence ter emici bir t-shirt, bir yağmurluk ve polar yeterli. Ayakkabı önemli  ve su geçirmez olmasına dikkat edin.
Yürüyüşün çoğunu t-shirt ile yapıyorsunuz zaten. Arada teriniz üzerinizde soğumasın diye de polar giymeniz yeterli. Gidiş-dönüş yapacaksanız aşağıda mutlaka yedek bir ayakkabınız olsun. Siz çıktığınız zaman belki karlar tam erimemiş olabilir ya da yeni bir kar yağışı olabilir dağda. Bizim kuru kuru yürüdüğümüz yollarda sizin ayaklar ıslanabilir. O yüzden tedarikli olmakta fayda var.

Geçtiğimiz sene eylül ayında yapacağım bu rotayı geçirdiğim bisiklet kazası nedeni ile gerçekleştirememiş, bir çok biletimin yanmış olması ve de en önemlisi hayallerin zorunlu ertelenmiş olması nedeni ile çok sıkıntılı bir dönem geçirmiştim. Her şeyin başı sağlıkmış bunu da yaşayarak öğrendim.

İşte bir sene sonra kendimi fiziki açıdan toparlayarak hayalimi gerçekleştrdim. O yüzden siz de bahaneleri kenara atıp, şartlarınızı kendiniz yaratın ve bir an önce yola çıkın.


 Korkmayın, kendinize güvenin. Doğa sizi çağırıyor.